Sanırım hayatımın en güzel pikniğini, Kenya’da yaptım. Puma’nın eski CEO’su, dünyaca ünlü işadamı Jochen Zeitz’ın “Segera Retreat” adını verdiği çiftliğinde, antilopların oradan oraya zıpladığı, zebraların etrafta dolandığı uşsuz bucaksız savanda, bir nehrin kenarına kurulan kır sofrasında, Zeitz, henüz birkaç aylık olan kızı Frankie, nişanlısı Kate Garwood, çiftliğinin yöneticisi ve yakın arkadaşı Jens Kozany ve ben, birkaç saatliğine sessiz bir mutluluğun içinde kaybolmuş gibiydik. “Out of Africa” filmindeki sahneleri aratmayacak denli şık dekore edilmiş bir ortamda Afrika mutfağının lezzetli yemekleri tadıp muazzam doğanın keyfine vardıktan sonra, hep birlikte safariye çıktık. Zeitz bir süre benim bulunduğum araçta safari yaptıktan sonra, kızı ve nişanlısını taşıyan cipe geçti ve doğada biraz vakit geçirip çiftliğe döndü. Bense iflah olmayan bir maceraperest olarak hava kararana kadar Laikipia savanlarında kalmayı tercih ettim. Ve neredeyse tüm günümü –piknik hariç­– geçirdiğim doğada, bana eşlik eden rehberlerin bile hayatlarında henüz tecrübe etmedikleri bir “aslan kavgasına” tanık oldum! İki erkek, bir dişi için gözümün önünde birbirine girdi! Ancak belgesellerde izleyebileceğim bu sahneyi ağzım açık video’ya çekip çiftliğe döndüğümde, dünyanın en başarılı işadamlarından birinin sabrıma ve tutkuma nasıl saygı duyduğunu hissettim. Bu başarılı işadamının, yıllarca emek verdiği iş hayatından erken yaşta emekli olup kendini Afrika’ya, hayvanlara, doğaya ve sürdürülebilirlik projelerine adamasının ardında yatan tutku ise benim ona karşı duyduğum derin hayranlığın en büyük sebebi…

Afrika aşkınız nasıl başladı?

Bundan 20 küsur yıl önce ilk ziyaret ettiğimde tutuldum diyebilirim. İlk seyahatimi Kenya’ya yaptım. Tabii o zamanlar çok param yoktu, düşük bütçelerle Kenya’yı ve daha sonra diğer Afrika ülkelerini dolaştım, “Out of Africa” filmini defalarca izledim, filme sahne olan yerleri keşfettim… İş hayatımda ilerleyip maddi anlamda refaha kavuşunca da Kenya’da arazi bakmaya başladım.

Sizi çeken neydi tam olarak?

Sanırım eve dönüş duygusu.. Sanki bu topraklarda doğmuşum ve yıllar sonra evime dönüyorum hissiyatı. İlk insana ait izlerin Afrika’da bulunmuş olması bu duygumun en büyük destekçisi sanırım.

Segera

Bir zamanlar kısıtlı bütçelerle keşfettiğiniz Afrika’da bugün 20 bin hektarlık çok değerli bir arazinin ve üzerinde muazzam bir çiftliğin sahibisiniz ve kızınızı burada büyütüyorsunuz. Babalık nasıl gidiyor?

Çok güzel gidiyor. Bence çok eğlenceli bir şey, hiç zorlanmıyorum diyebilirim. Kızım Frankie’yi hayatta en sevdiğim topraklarda büyütebildiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. Ona doğadaki tüm güzellikleri ve mucizeleri bizzat gösterebileceğimi düşündükçe çok mutlu oluyorum.

Hollywood ünlülerinin sık sık safariye geldiği Segera Retreat, kalmak isteyen herkese açık bu arada, değil mi?

Evet. Yılın neredeyse yarısını burada, bana ait olan evde geçiriyorum, ama Segera Retreat yıl boyu açık ve herkesin gelip kalabileceği, sabah-akşam safariye çıkabileceği beş yıldızlı bir safari kampı olarak hizmet veriyor. Tamamen doğayla dost bir şekilde tasarlanmış ve dekore edilmiş altı lüks villası, büyük bir havuzu, restoran alanları, oldukça kapsamlı şarap kavı, spa’sı ve fitness salonu var. Ayrıca diğer safari kamplarından farklı olarak, uzun yıllar içerisinde oluşturduğum Afrika sanatı koleksiyonumun bir kısmını burada sergiliyorum. Dört bir yanda heykeller, tablolar yer alıyor. Bu da Segera’yı Afrika safari endüstrisinde farklı bir yere konumlandırıyor.

Jochen Zeitz, 1963 Almanya doğumlu. Almanya, Fransa ve Amerika’da eğitim aldıktan sonra bir süre Colgate-Palmolive’de çalıştı. 30 yaşında Puma’nın CEO koltuğuna oturarak Alman tarihinin en genç CEO’su unvanını kazandı. O dönem ciddi bir finansal çıkmazda olan Puma’nın hisse senedini fiyatlarını 13 senede yüzde 4000 artırarak markayı spor endüstrisinde ilk 3’e taşıdı. Her zaman doğayı seven, koruyan ve kaynakların doğru kullanılması için önemli çalışmalar yapan Jochen Zeitz, bir iş planı hazırladı ve tescillettirdi. Çevresel Kazanç ve Kayıp Hesabı (Environmental Profit & Loss Account) adını verdiği çalışma ile her sene Puma’nın çevresel kaynakların kullanımına sağladığı zarar ve yararların raporlarını açıklamaya başladı. Puma’ya kendi isteğiyle erken yaşta veda eden Zeitz, 2010 yılından beri Gucci, Saint Laurent, Balenciaga, Stella McCartney, Bottega Veneta gibi pek çok lüks markayı çatısı altında toplayan Kering’in, ayırca Harley Davidson ve Wilderness Safaris’in Yönetim Kurulu’nda yer alan Zeitz, bu süreçte efsane işadamı Sir Richard Branson ile The B Team’i kurdu. Ayrıca kendi adını taşıyan Zeitz Foundation’ın çatısı altında şu anda Cape Town’da inşası devam eden Afrika’nın en büyük çağdaş sanat müzesinin hazırlıklarını yöneten Zeitz, Kering’in Sürdürülebilirlik Komitesi’nin de başında yer alıyor.

Bugün lüks alanında ciddi anlamda yürüttüğünüz sürdürülebilirlik projelerinin kaynağı Afrika tutkunuz diyebilir miyiz?

Elbette. Doğanın ne kadar güzel, önemli ve değerli olduğunun farkına varınca ister istemez iş dünyasında imza attığım projeler doğayla ne kadar dost, ona bakmaya başladım. Dikkatli ve sorumlu davranmazsanız, yaptığınız işin doğal kaynaklara negatif etkisini görmezden geliyorsunuz. Ben bu yüzden Puma’dayken, şirketin hava kirliliği, toprak kullanımı, su kullanımı ve karbon ayak izini açıklayan raporlar oluşturup tüm dünyaya duyurdum. Puma bu alanda büyük bir öncüdür ve çalışma sisteminde çevreye olumlu ve olumsuz etkileri dikkate alınarak hareket eder. Bugün artık herkes hammadde kullanımında çok hassas davranmalı, aksi takdirde lüks dünyası yakın gelecekte hammadde sıkıntısı çekmeye başlayacak.

Segera

Segera

Sir Richard Branson ile birlikte kurduğunuz The B Team’den biraz bahsedebilir misiniz? Ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?

The B Team ile para kazanırken bir yanda da gezegenimiz için bir şeyler yapmış işadamlarını bir araya getirerek toplantılar yapıyor, sürdürülebilirlik adına iş dünyası için ne gibi modeller geliştirilebilir, bunun için çalışmalar yapıyoruz. Unilever, Natura, Celtel, Tata gibi şirketlerden toplam 19 yönetici The B Team’in belkemiğini oluşturuyor. İş dünyası için uyandırma servisi olduğumuzu düşünüyorum. İş yapacağız, tabii ki kar amacı güdülecek, ama bunu yaparken uzun vadede insanları, doğayı ve sonuç olarak gezegenimizin devamını düşünerek hareket etmeliyiz.

Lüks dünyasının liderleri ne kadar bilinçli sizce? Elbette duyarlı yaklaşımlar var, ama çevre sorunlarının da bir türlü önüne geçemiyoruz.

Bizim bahsettiğimiz yaklaşımlar, liderliğin geleceğini de etkileyen yaklaşımlar. Artık farklı liderler eğitmeli ve yaratmalıyız. Bazen yöneticiler, şirketlerinin karlılık oranlarını düşüreceği için toplum ve çevre için fark yaratabilecek projeleri sürekli erteliyorlar. Bu zihniyet uzun vadede bize bir şey kazandırmayacak, aksine çok şey kaybettirecek. Hammadde kaynaklarını kaybedersek ileride neyi, nasıl üreteceğiz? Bu durum kıtlığın yanında işsizliği de beraberinde getirecek. Küresel ısınma, yok olan türler… Bunlara artık çok ciddi yaklaşmalı ve sorunları en hızlı şekilde çözmeye çalışmalıyız.

Tüm bu önemli misyonlarınızın arasında, bir de sanat tutkunuz var ve Afrika’nın en büyük çağdaş sanat müzesini açmak üzeresiniz.

Eylül 2017’de açacağız. En büyük hayallerimden biriydi. Kıtaya tutulduğumdan beri önce futbolu ve atletizmi destekledim. Hüseyin Bolt’u bulup çıkaran ve Puma olarak bir dünya yıldızı olmasını sağlayan benim. Afrikalı futbolcularla da Puma olarak pek çok çalışma yaptık. Afrikalı sanatçıların eserlerini de aynı düşünceyle toplamaya başladım. Bir gün Venedik Bienali’ni dolaşırken, “Neden Afrika’da da böyle bir şey olmasın?” diye düşündüm ve koleksiyon yapmaya başladım. Bunları nerede sergilesem derken, kıtanın kapsamlı bir müzeye ihtiyacı olduğunu gördüm ve kendi adımı taşıyan Zeitz Foundation çatısı altında çalışmalara başladım. Güney Afrika’nın en güzel ve en çok turist çeken şehri Cape Town’da, şehrin merkezi Victoria & Alfred Waterfront’daki tarihi Grain Silo binasını renove ettik. Müzenin ismi, Zeitz Museum of Contemporary Art Africa (Zeitz MOCAA) olacak. Toplam 9 katta 9500 metrekareye yayılacak ve Zeitz koleksiyonu daimi olarak burada sergilenecek. Müzenin kıtada sanatın gelişimine çok faydası olacağına inanıyorum.

Hayatınız farklı kıtalarda, birkaç şehir arasında geçiyor. Gerçek bir gezgin olduğunuzu söyleyebiliriz sanırım.

Evet, ama benimki seyahat etmekten çok daha fazlası aslına bakarsanız.. Santa Fe’de bir çiftliğim var, ara sıra orayı da ziyaret ediyorum. Kışın çoğunlukla Londra’daki şatomda kalıyorum. Yılın en az dört ayını da Kenya’da geçiriyorum. Çünkü burada, yapmaya çalıştığım doğa koruma çalışmalarını bizzat sahada gerçekleştirme fırsatını buluyorum. Hayvancılık yapıyorum, bal yetiştiriyorum, sahibi olduğum topraklarda yaşayan Afrika’ya ait hayvan türlerinin devamını sağlayacak çalışmalar yapıyorum. Sabahları arazimin üzerinde uçuş yaparak güne başlamak, sanırım her işadamına bu kadar genç yaşta kısmet olmaz.

Bahsettiği uçak, “Out of Africa” filminde kullanılan, meşhur sarı renkli çift kanatlı pervaneli uçak. Ben Segera’dan ayrılırken Jochen Zeitz, Paris’te bir müzayededen çekip çıkardığı ve hemen her gün keyifle kullandığı nostaljik uçağıyla gökyüzünden bana bakıyordu. Böylesi değerli işadamlarının sayısının artmasını dileyerek veda ettim Segera Retreat’e.. Tabii ki tekrar tekrar ziyaret etme dileğiyle…